5 Ekim 2011 Çarşamba
Çok Mu Zor Yaşamak?
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE, bu hasret bizim…” üstadın bu dizelerini ne zaman görsem, hüzünleniyorum ve utanıyorum tüm insanlardan. Hangi sebebten olursa olsun, içinde birilerini öldürecek ya da ölmelerini isteyecek kadar nefret olan insanları da anlayamıyorum bir türlü. Evet dindar geçinen soytarılar ve doğacağı milliyeti seçemediği halde ırkçılık yapanlar, size diyorum…
19 Mayıs 2011 Perşembe
19 Mayıs
19 Mayıs 1919’daki durumu Atatürk Nutuk’ta şöyle tarif ediyordu;
"1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve manzara: Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı'na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da, Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919'da itilaf Devletleri'nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir'e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı."
Atatürk’ü Anma,
Atatürk’ü anmak? Bunun için özel günlere ihtiyacımız yok değil mi? Onu anlayanlar, eserlerini devrimlerini görebilenler, yaptıklarının değerini anlayabilenler zaten bunu her fırsatta yapıyorlar.
Peki, Atatürk’ü onun istediği gibi yaşatabiliyor muyuz? Yani düşüncelerini, devrimlerini, bizden tek korumamızı istediği şeyleri? Bütün dünyanın takdir ettiği, birçok ülkenin örnek alıp bağımsızlıklarına kavuşmalarına ön ayak olan insanı?
Şuan ülkemizdeki siyasetçilere bakıyorum da, ya karalıyorlar gizliden ya da Atatürk’ün ismini kullanıp arkasına saklanıyorlar. Hepsi de ikiyüzlü. Onun düşüncelerini, devrimlerini gerçekten savunan dile getiren yok. Bunun üstüne birde gizli bir Atatürk düşmanlığı var dindar çevrede. Dindar demeyelim, şu cemaat - tarikat dedikleri oluşumlarda. Sebebini söylemeye gerek yok. Zamanında tüm takke ve zaviyeleri kapattıran(şimdiki cemaat binaları, evlerini vs), kendine âlim – ulema diyen soytarıları engellediği, insanların din kullanılarak güdülmelerinin(maddi açıdan sömürülmelerini, paraları dini bahanelerle alınarak, gerek kendi çıkarları için yönlendirerek, gerek çalıştırılarak) önüne geçtiği için sevmiyorlar. Atatürk nefretinin temel sebebi bu, onlara sömürecek insan bırakmadığı için sevmiyorlar onu. Gençleri okumaya, bilime, hukukun üstünlüğüne, barışa yönlendirdiği için sevmiyorlar. Çünkü okuyan, düşünen adamı sömüremeyeceklerini biliyorlar. Ve bu insanlar o kadar sinsi ki, Atatürk’ün düşüncelerini eleştiremiyorlar. Din arkasına saklanıyorlar yine, neymiş efenim Atatürk ayyaşmış, Kuran’ları toplatmış, dindar âlimleri hapislere atmış, kadınların başlarını açtırmış, erkeklere zorla ecnebi kıyafetleri giydirmiş. Keşke dürüst olabilseler birazcık, çıkıp; “Adam öyle şeyler yapmadı, sadece bizim insanları sömürmezi zorlaştırdı. Gerçek Müslümanlara en ufak bir müdahalesi olmadığı gibi üniversite düzeyinde din adamları yetiştirilmesine olanak sağlayıp, her tür kolaylığı sağladı tüm dinlere. Biz onu sevmiyoruz çünkü işimize çomak soktu” diyebilseler. Ama demezler. Keşke, bir siyasi parti çıkıp da şu cemaatleri, tarikatları kapatabilse tekrar. Tüm mallarına el koysa devlet adına ve milletten çaldıklarını millete geri verse. Ama artık çok zor, bu çıkar çevreleri o kadar zengin ve güçlüler ki, devleti ve kurumlarını da ele geçirdiler.
Gençlik
Atatürk’ün yaşadığı yıllarda insanların büyük bölümü cahildi. Okuma yazma bilmeyenler bilenlerin binlerce katıydı. Cumhuriyet’i de bu yüzden bizlere emanet etti. Okumuş, düşünen, barışı savunan ve kendini her yönüyle geliştirmiş gençlere. Çünkü bizlere çok güveniyordu, umudu yeni nesillerdi.
Peki, biz ne yapıyoruz. Geçerliğini, etkisini yitirmiş eğitim sistemimizi bile sorgulayamıyoruz. Düşünmeye iteceği yerde, ezberci altyapıyla, kalitesiz öğretmenlerle, cemaat dershanelerine, yurtlarına, evlerine terk edilmiş öğrencilerle, çocukları kadar cahil ailelerle iyi bir nesil yetiştireceğimizi sanıyoruz. Okumuyoruz. İnatla okumuyoruz. Düşünmüyoruz. Müslüman’ım diyen herkese inanan bir toplum olduk yine. Gerçek dindarla, dinciyi(din tüccarını) birbirinden ayıramayacak kadar cahil bir nesil.
Üstüne üstlük teknolojiyi kullanmayı da bilmiyoruz. Sadece vakit öldürmek için kullanılan bir teknoloji! TV başlarında saçma sapan dizi ve programlarla öldürülen değerli zaman. Ki TV’lerin alenen izleyenleri mal yerine koyduğu halde izleyen, umursamayan, düşünmeyen bir nesil.
ve Spor
Bu konuda söyleyecek fazla bir şey yok. Bu kadar genç nüfusuna rağmen sporda bu kadar başarısız olan ülke sayısı beşi geçmez. Onlar da bizim gibi ülkeler zaten. Çok az insanın spor yaptığı bir ülke burası. Beynimizi kullanmadığımız gibi bedenimizi de kullanmıyoruz. Spor denince akla futboldan başka bir şey gelmeyen bir ülke burası. Onu da beceremeyip aynı siyasi parti taraftarlığı gibi, diğer takım taraftarlarından nefret edip, birbirlerimize ağza alınmayacak küfürler edecek kadar kendimizi kaybediyoruz. Maalesef çok tembeliz, uyuşuğuz.
Bayramınız Kutlu Olsun…
19 Mayıs 2011
H.Ali Söyler
5 Mayıs 2011 Perşembe
Denizler Ölmez...
Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabî eşkiyalar
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?
Can Yücel
Deniz Koydum Adını
Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Deniz Gezmiş - Savunmasından Alıntı
Bütün partiler yozlaşmış ve halka karşı durumdalar. Parlamenterler demokrasiyi sandıktan çıkma olarak kabul ediyor. Aslında ağa emri ile verilen oylar halk iradesi olamaz. Buna da demokrasi diyemeyiz. Bizim anladığımız demokrasi milli sınıfın emperyalizmi, ağaları ve tefecileri tasfiye ederek yönetimi ele almalarıdır.
Bundan sonraki mücadelemiz parlamento dışı muhalefet şeklinde olacaktır. Bizim istediğimiz biçimde sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda ve meydanlarda olacaktır. Parlamenter mücadele antidemokratiktir. Çünkü milletvekili olmak için paralı olmak şarttır.Basın özgürlüğü kısıtlanmıştır. Bize mücadele edeceğimiz başka alan kalmadığı için savaşımızı sokaklarda vereceğiz. Ve tarih birgün benim haklı olduğumu yazacaktır. Benim öğrenci olaylarına katılmama kimse mani olamaz. Öğrenci olarak değil devrimci olarak mücadele veriyorum. Emperyalizme, ağalığa karşı nerde mücadele varsa benim devrimci olarak görevim orda olmaktır!
-Deniz Gezmiş'le röportaj - Yurdaer Acar - Günaydın Gaz. 20 Eylül 1969-
Deniz Gezmiş - Savunmasından Alıntı
Bütün partiler yozlaşmış ve halka karşı durumdalar. Parlamenterler demokrasiyi sandıktan çıkma olarak kabul ediyor. Aslında ağa emri ile verilen oylar halk iradesi olamaz. Buna da demokrasi diyemeyiz. Bizim anladığımız demokrasi milli sınıfın emperyalizmi, ağaları ve tefecileri tasfiye ederek yönetimi ele almalarıdır.
Bundan sonraki mücadelemiz parlamento dışı muhalefet şeklinde olacaktır. Bizim istediğimiz biçimde sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda ve meydanlarda olacaktır. Parlamenter mücadele antidemokratiktir. Çünkü milletvekili olmak için paralı olmak şarttır.Basın özgürlüğü kısıtlanmıştır. Bize mücadele edeceğimiz başka alan kalmadığı için savaşımızı sokaklarda vereceğiz. Ve tarih birgün benim haklı olduğumu yazacaktır. Benim öğrenci olaylarına katılmama kimse mani olamaz. Öğrenci olarak değil devrimci olarak mücadele veriyorum. Emperyalizme, ağalığa karşı nerde mücadele varsa benim devrimci olarak görevim orda olmaktır!
-Deniz Gezmiş'le röportaj - Yurdaer Acar - Günaydın Gaz. 20 Eylül 1969-
20 Nisan 2011 Çarşamba
Bir Kaç Kitap Önerisi
Ne zamandır yazayım diyorum zaman olmuyor. Hazır hasta yatarken, okunası kitaplardan bir kaçını paylaşmak istiyorum sizlerle. Çok fazla kitap var piyasada malum ve biz de okumaya az zaman ayıran insanlarız. O yüzden kitap seçerken dikkat etmek, iyi kitapları okumak çok önemli oluyor. Nacizane, okuduğum ve bana çok şeyler kattığına inandığım kitaplardan bir kaçını size önermek istiyorum.
Okumadıklarınız varsa bunlardan, buradan görüp alırsanız eğer, sonra da okuyup beğenmezseniz şayet, beğenmediğiniz her kitap için bir bira ısmarlıyacağım size lan,söz…
- Oğuz Atay - Tutunamayanlar : Türk edebiyatının bana göre en iyi eseri. Oğuz Atay çıtayı o kadar yüksek bir yere koydu ki bu romanla. Kimse yanına bile yaklaşamıyor hala. Tutunamayanları tarif edecek yetenek yok bende. Mutlaka okunması, üzerinde düşünülmesi gereken bir şaheser.(9,5/10)
- Yusuf Atılgan - Aylak Adam : İsimsiz bir anti-kahraman var kitapta, kısaca C diyor ona Atılgan. Öyle bir portre çiziyor ki okuduktan sonra C’ye benzemeye çalıştığımı farkettim. Samimiyetsizliklerle dalga geçmesi, doğruyu araması ve hiç bir şeyi umursamaması bana çok şey kattı. (8,5/10)
- Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna : Okuyan herkesten aynı şeyi duyuyorum. Bir erkek olarak Maria Puder’den etkilenmemek, onun gibi bir sevgili istememek, kitapta geçen aşka özenmemek elde değil. (8,5/10)
- Hakan Günday - Kinyas Ve Kayra : Hakan Günday’ın ilk Piç kitabını okumuştum ve çok etkilenmiştim. Sonra bütün kitaplarını aldım zaten. Ama içlerinde hala en iyisi, ilk kitabı olan “Kinyas ve Kayra”. Öyle iki karakter varki kitapta, insan yanlarına üçüncü olmak istiyor. Mutlaka okunmalı.(9/10)
- Tahsin Yücel - Vatandaş : Fazla ön plana çıkmamış bir eser bu. Kitabın kahramanda bir Don Kişot ruhu var. Benim en sevdiğim kahramanlardan biridir Don Kişot o yüzden çok sevmiştim bu kitabı. (8/10)
- Alper Canıgüz - Oğullar ve Rencide Ruhlar / Emrah Serbes - Erken Kaybedenler : Çocuk kahramanların gözünden yazılmış, okurken eğlenmek isteyenler için tavsiyem. İkisine de (7,5/10)
- Nikos Kazancakis - Zorba : Okuduğum en iyi karakter belki de Alexi Zorba. Hayatı nasıl yaşanması gerekiyorsa öyle yaşayan ve gitme vakti geldiğinde gidebilen biri Zorba. Hayata bakış açım Zorba’ya çok benzediği için inanılmaz sevmiştim bu kitabı.(9/10)
- J.D. Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar(Gönülçelen) : Birbirinden uslup olarak farklı olan iki çevirisi var kitabın. Ben sonraki çevrisini okudum daha özgün olduğunu söyledikleri için. Kitap, Holden’in etrafındaki yapmacık dünyaya isyanını anlatıyor özetle. E içinde isyan varsa bana hep çekici gelmiştir. O yüzden tavsiyedir. (8,5/10)
- Jonathan Safran Foer - Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın : Kitabın adı yeterince açıklıyor aslında. Hem savaşın anlamsızlığını anlatması hem de bunu bir çocuğun gözünden anlatması çok etkileyici olmuş. Kitabın yazım tekniğide ilginç cidden. (7,5/10)
- Vlademir Bartol - Fedailerin Kalesi Alamut : Kitabın bir çok müslüman ülkede yasaklanması bile ne kadar iyi bir kitap olduğunun göstergesi bence. 1918 de yazılmış. Hasan Sabbah’ın zekasını, din kullanılarak insanların nasıl yönlendirilebileceğini, nasıl kullanılabileceğini anlatan naif bir kitap. Günümüz şartlarını, dinin insanlar üstündeki etkisini analiz etmek için de okunmalı bence. Ayrıca son derece sürükleyici bir dili var. (8,5/10)
- Dostoyevski - Yer Altından Notlar : Şimdi üstadın Suç ve Ceza’sını okumayan yoktur diye bu eserini şeyttim(Zaten Suç ve Ceza’yı okumamış birinin bunları da okumayacağını farzederekten). Dostoyevski’nin en sevdiğim romanı diyebilirim. Orada ki isimsiz kahraman gibi bende sürekli kendimle dalga geçen, kendimi aşağılayan biri olduğumdan mütevellit sevmiştim. Sizinde öyle huylarınız varsa seversiniz. (7/10)
- Khaled Hosseini - Uçurtma Avcısı : Zaten yukarda ki sevdiğim kitaplara bakarsanız benim savaştan, din-milliyetçilik gibi kavramları hayatının merkezine koyan insanlardan, samimiyetsizlikten, güçsüzü ezen düzenden nefret eden, doğruyu arayan ve bunu her şartta savunmaya çalışan biri olduğumu anlamışsınızdır. Uçurtma Avcısı’da din ve milliyetçiliğin insanı nasıl hayvanlaştırdığını resmetmesi açısından önemli bir eser. (8,5/10)
Sanırım şimdilik yeter dostlar, aslında hızımı alamadım 20’lere kadar gidecektim ama yorgunum cidden. Aklıma gelen bir kaç kitabı daha yazayım ama; “Hakan Günday - Piç”, “Hermann Hesse - Demian”, “Buket Uzuner - Kumral Ada Mavi Tuna”, ”Oscar Wilde -Dorian Gray’in Portresi”, “İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası” , “Orhan Pamuk - Beyaz Kale”, “Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık / Kolera Günlerinde Aşk” gibi…
Okumadıklarınız varsa bunlardan, buradan görüp alırsanız eğer, sonra da okuyup beğenmezseniz şayet, beğenmediğiniz her kitap için bir bira ısmarlıyacağım size lan,söz…
2 Şubat 2011 Çarşamba
Olric
- yağmur yağıyor olric.. ıslanıyor etraf.. ağlasak kimse anlamaz değil mi?
- anlamaz efendimiz..
- tut ki güneş açtı.. papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
- bilinmez efendimiz...
- yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
- sanmam efendimiz...
- ben de sanmam... gidelim olric...
- gidelim efendimiz....
***
-ve ben olric düşmeseydim düşlerimin sırtından zaten inecektim...
***
-daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
-oklarımız bitene kadar efendimiz.
***
- bu yol nereye çıkar olric?...
- hiçbir yere efendimiz...
- hiçbir yer neresidir olric?...
- doğru yerdir efendimiz...
- gidelim mi?...
- vardık efendimiz...
***
- sustu mu olric?
- sustu efendimiz...
- biz de susalım mı olric?
- siz bilirsiniz efendimiz...
- bizi susmasına kabul eder mi olric?
- eder efendimiz...
***
- sevelim mi olric?...
- sevmek nedir efendimiz?
- sevmek vazgeçmektir olric...
- vazgeçtiyseniz sevelim efendimiz...
***
- benim gibi, günlük yaşantı batağına saplanmış biri ne yapabilir olric?
- her yaşantınızda turgut'luk olduktan sonra gerisinin ne önemi var efendimiz?
- anlamadım olric.
- anladınız efendimiz? anlamaktan korkuyorsunuz sadece.
- ben turgut'um olric. turgut özben. bunca rezilliğimden sonra nasıl...
- ölmekten mi korkuyorsunuz efendimiz?
- bilmiyorum olric. büyük bir karışıklık ve belirsizlik seziyorum. yaşantılarıma verdiğim eski anlamlar, birer birer kaçıyor. yeni anlamlar veremiyorum kelimelere. ben selim değilim olric. selim romanları okuya okuya selim'liğe özenen bir don kişot olmaktan korkuyorum...
***
- hiç acımadı, olric. şimdi ölürüm, niye ateş ediyorlar hala? yüzümü dağıtmasınlar olric, dağıtmasınlar. bu kan, ruhumu da çekiştiriyor dışarı çıkarken. beni sakın bırakma. sırtım nasılda ısındı. hayat şimdi nasılda başkalaştı. bana şimdiden sonra ne derler? ben kendimi bağışlıyorum olric. intikam mı alıyorlar olric? neden vuruyorlar beni hala? gazeteci öldü mü? pişman olayım mı? ben çocukken babam bir kere başımı okşamıştı. olric, ben en çok neyi sevdim?! aklıma gelmiyor. birazdan bir ışık görecek miyim? birazdan bir ışık beni içine alabilecek mi? bitti mi herşey? cenet bizi böyle görmesin. cennet var mı, olric? yüzüme niye ateş ettiler olric? yüz ilahi birşey olric. niye ateş ettiler? bir nefes daha... olric... bir nefes... olric...
Tutunamayanlar - Oğuz Atay
- anlamaz efendimiz..
- tut ki güneş açtı.. papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
- bilinmez efendimiz...
- yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
- sanmam efendimiz...
- ben de sanmam... gidelim olric...
- gidelim efendimiz....
***
-ve ben olric düşmeseydim düşlerimin sırtından zaten inecektim...
***
-daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
-oklarımız bitene kadar efendimiz.
***
- bu yol nereye çıkar olric?...
- hiçbir yere efendimiz...
- hiçbir yer neresidir olric?...
- doğru yerdir efendimiz...
- gidelim mi?...
- vardık efendimiz...
***
- sustu mu olric?
- sustu efendimiz...
- biz de susalım mı olric?
- siz bilirsiniz efendimiz...
- bizi susmasına kabul eder mi olric?
- eder efendimiz...
***
- sevelim mi olric?...
- sevmek nedir efendimiz?
- sevmek vazgeçmektir olric...
- vazgeçtiyseniz sevelim efendimiz...
***
- benim gibi, günlük yaşantı batağına saplanmış biri ne yapabilir olric?
- her yaşantınızda turgut'luk olduktan sonra gerisinin ne önemi var efendimiz?
- anlamadım olric.
- anladınız efendimiz? anlamaktan korkuyorsunuz sadece.
- ben turgut'um olric. turgut özben. bunca rezilliğimden sonra nasıl...
- ölmekten mi korkuyorsunuz efendimiz?
- bilmiyorum olric. büyük bir karışıklık ve belirsizlik seziyorum. yaşantılarıma verdiğim eski anlamlar, birer birer kaçıyor. yeni anlamlar veremiyorum kelimelere. ben selim değilim olric. selim romanları okuya okuya selim'liğe özenen bir don kişot olmaktan korkuyorum...
***
- hiç acımadı, olric. şimdi ölürüm, niye ateş ediyorlar hala? yüzümü dağıtmasınlar olric, dağıtmasınlar. bu kan, ruhumu da çekiştiriyor dışarı çıkarken. beni sakın bırakma. sırtım nasılda ısındı. hayat şimdi nasılda başkalaştı. bana şimdiden sonra ne derler? ben kendimi bağışlıyorum olric. intikam mı alıyorlar olric? neden vuruyorlar beni hala? gazeteci öldü mü? pişman olayım mı? ben çocukken babam bir kere başımı okşamıştı. olric, ben en çok neyi sevdim?! aklıma gelmiyor. birazdan bir ışık görecek miyim? birazdan bir ışık beni içine alabilecek mi? bitti mi herşey? cenet bizi böyle görmesin. cennet var mı, olric? yüzüme niye ateş ettiler olric? yüz ilahi birşey olric. niye ateş ettiler? bir nefes daha... olric... bir nefes... olric...
Tutunamayanlar - Oğuz Atay
22 Ocak 2011 Cumartesi
Charli Chaplin - Büyük Diktatör
Chaplin’in Büyük Diktatör filmindeki efsanevi konuşması…
Biraz önce John Lennon’ın tam kırk yıl önce yaptığı Utopik şarkıyı paylaştım. Ne değişmiş o günden beri? Hiçbir şey!
Bugün de insanlar para ve güç için dini ve ırkçılığı kullanarak savaş açabilecek durumdalar. 2. Dünya savaşı gibi milyonlarca insanı öldürmüyorlar belki şuan ama mesela; yahudiler kutsal toprakları ele geçirmek bahanesiyle(petrol) deli gibi silahlanıyorlar şuan, ABD’nin Taliban’ı, Afganistan’ı(petrol) şeriat adı altında zalimce yönetip,Hazara’lara karşı ırkçı katliyamlar yapmıyor mu, ABD’nin ülkeye girmesini meşrulaştırmak için? Yine ABD Irak’a(petrol) demokrasi getirmek için girmedi mi? Güney Amerika’ya uygulanan ambargolar devam etmiyor mu şuan, sırf petrollerini vermiyorlar diye? Savaş açmak için bahane aramıyor mu özgürlükçü amcalar? Daha 10 yıl bile olmadı Rwanda’da(altın,elmas) halkı ikiye ayırıp(burnu dik olanlar,burnu yassı olanlar diye komik bir şekilde) binlerce silah verip birbirlerini katlettirmediler mi? Veya silah lobisi afrikanın her köşesinde saçma sapan ırkçı bahanelerle karınlarını doyuramayan insanlara silah satmıyorlar mı? Çin veya Rusya(en son Gürcistana girdi) en ufak bahanelerle savaşa girmeye hazır değiller mi? Daha onlarca örnek sayılabilirim size.
Malesef John Lennon’ın Imagine şarkısı hala Ütopya.
Malesef diyorum çünkü değişen birşey yok. Hala insanlar, insan olmak için, insanı insan olduğu için sevmek için, din denilen bir şeye ihtiyaç duyuyorlar, birini öldürmemek için, birinin hakkını yememek için, çalmamak, ırza geçmemek için cehennem diye korkutulmaya ihtiyaç duyuyorlar. Onuda becerseler içim yanmayacak, başka dinlere tahamülleri yok, bırakın başka dini başka tarikatlara bile tahammülleri yok. İslam için cihad, hristiyanlar için haçlı seferleri, yahudiler için kutsal topraklar saçmalıklarıyla insanlar savaşa sürüklenip, milyonlarca masum insan katledilmedi mi? Hele ırkçılık, dinden de saçma. Kimse doğacağı milliyeti seçemez ki! Neyin kavgasıdır bu?
Bende John Lennon gibi hayal ediyorum sadece, dinin ve ırkçılığın “insan olmaktan” daha önemsiz olduğu hatta hiç olmadığı bir dünyayı. Varın bana da hayalci deyin. Ama bende Lennon gibi yalnız olmadığımı biliyorum.
Son bir not: ABD’nin 2011 yılı için silah teknolojilerine ayırdığı bütçe 600 küsür milyar dolar. Bunun sadece %10’u ile tüm afrikanın bir yıl babalar gibi doyacağını biliyorsunuz değil mi?
Biraz önce John Lennon’ın tam kırk yıl önce yaptığı Utopik şarkıyı paylaştım. Ne değişmiş o günden beri? Hiçbir şey!
Bugün de insanlar para ve güç için dini ve ırkçılığı kullanarak savaş açabilecek durumdalar. 2. Dünya savaşı gibi milyonlarca insanı öldürmüyorlar belki şuan ama mesela; yahudiler kutsal toprakları ele geçirmek bahanesiyle(petrol) deli gibi silahlanıyorlar şuan, ABD’nin Taliban’ı, Afganistan’ı(petrol) şeriat adı altında zalimce yönetip,Hazara’lara karşı ırkçı katliyamlar yapmıyor mu, ABD’nin ülkeye girmesini meşrulaştırmak için? Yine ABD Irak’a(petrol) demokrasi getirmek için girmedi mi? Güney Amerika’ya uygulanan ambargolar devam etmiyor mu şuan, sırf petrollerini vermiyorlar diye? Savaş açmak için bahane aramıyor mu özgürlükçü amcalar? Daha 10 yıl bile olmadı Rwanda’da(altın,elmas) halkı ikiye ayırıp(burnu dik olanlar,burnu yassı olanlar diye komik bir şekilde) binlerce silah verip birbirlerini katlettirmediler mi? Veya silah lobisi afrikanın her köşesinde saçma sapan ırkçı bahanelerle karınlarını doyuramayan insanlara silah satmıyorlar mı? Çin veya Rusya(en son Gürcistana girdi) en ufak bahanelerle savaşa girmeye hazır değiller mi? Daha onlarca örnek sayılabilirim size.
Malesef John Lennon’ın Imagine şarkısı hala Ütopya.
Malesef diyorum çünkü değişen birşey yok. Hala insanlar, insan olmak için, insanı insan olduğu için sevmek için, din denilen bir şeye ihtiyaç duyuyorlar, birini öldürmemek için, birinin hakkını yememek için, çalmamak, ırza geçmemek için cehennem diye korkutulmaya ihtiyaç duyuyorlar. Onuda becerseler içim yanmayacak, başka dinlere tahamülleri yok, bırakın başka dini başka tarikatlara bile tahammülleri yok. İslam için cihad, hristiyanlar için haçlı seferleri, yahudiler için kutsal topraklar saçmalıklarıyla insanlar savaşa sürüklenip, milyonlarca masum insan katledilmedi mi? Hele ırkçılık, dinden de saçma. Kimse doğacağı milliyeti seçemez ki! Neyin kavgasıdır bu?
Bende John Lennon gibi hayal ediyorum sadece, dinin ve ırkçılığın “insan olmaktan” daha önemsiz olduğu hatta hiç olmadığı bir dünyayı. Varın bana da hayalci deyin. Ama bende Lennon gibi yalnız olmadığımı biliyorum.
Son bir not: ABD’nin 2011 yılı için silah teknolojilerine ayırdığı bütçe 600 küsür milyar dolar. Bunun sadece %10’u ile tüm afrikanın bir yıl babalar gibi doyacağını biliyorsunuz değil mi?
Etiketler:
Dini İstismar,
Film İnceleme,
Politik,
Savaş
John Lennon - Imagine
John Lennon - Imagine
Imagine there’s no heaven
Cennetin olmadığını hayal et
It’s easy if you try
Eğer denersen bu kolay
No hell below us
Altımızda cehennem yok
Above us only sky
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var
Imagine all the people
Hayat et bütün insanların
living for today…
bu gün için yaşadığını…
Imagine there’s no countries
Hiç ülke olmadığını hayal et
It isnt hard to do
Bunu yapmak zor değil
Nothing to kill or die for
Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok
No religion too
Ve din de yok
Imagine all the people
Hayal et bütün insanların
living life in peace…
hayatı barış içinde yaşadığını
Imagine no possesions
Mülkiyetin olmadığını hayal et
I wonder if you can
Yapabilir misin merak ediyorum
No need for greed or hunger
Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok
A brotherhood of man
İnsanların kardeşliği
Imagine all the people
Hayal et bütün insanların
Sharing all the world…
Tüm dünyayı paylaştığını
You may say Im a dreamer
Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin
but Im not the only one
ama tek ben değilim
I hope some day you’ll join us
Umarım bir gün sen de bize katılırsın
And the world will live as one
Ve dünya tekvücut olarak yaşar
Imagine there’s no heaven
Cennetin olmadığını hayal et
It’s easy if you try
Eğer denersen bu kolay
No hell below us
Altımızda cehennem yok
Above us only sky
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var
Imagine all the people
Hayat et bütün insanların
living for today…
bu gün için yaşadığını…
Imagine there’s no countries
Hiç ülke olmadığını hayal et
It isnt hard to do
Bunu yapmak zor değil
Nothing to kill or die for
Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok
No religion too
Ve din de yok
Imagine all the people
Hayal et bütün insanların
living life in peace…
hayatı barış içinde yaşadığını
Imagine no possesions
Mülkiyetin olmadığını hayal et
I wonder if you can
Yapabilir misin merak ediyorum
No need for greed or hunger
Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok
A brotherhood of man
İnsanların kardeşliği
Imagine all the people
Hayal et bütün insanların
Sharing all the world…
Tüm dünyayı paylaştığını
You may say Im a dreamer
Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin
but Im not the only one
ama tek ben değilim
I hope some day you’ll join us
Umarım bir gün sen de bize katılırsın
And the world will live as one
Ve dünya tekvücut olarak yaşar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
